Über Blog2 yorum var - 07 Ekim 2007 05:44İkinci dönem yeni başlamıştı. Okulun kantininde oturmuş bir sonraki derste dersi dinliyormuş numarası yaparken neyle uğraşayım diye düşünüyordum. Karnım feci acıkmıştı. Öğle tatilinin bitmesine 10 dakika vardı. Ne rahat rahat yiyecek kadar uzun bir süre ne de açlığımı örtbas edecek kadar kısa..Neyse cebimdeki bozuklukları çıkarttım ve tost parasını çıkıştırdım. Dar cebimden para çıkartmaya çalışırken cebimden düşen köşesi ısırılmış kokulu arı maya silgimin peşinden koşarken kendimi bir kızın etekleri altında buldum. Hemen utanarak ayağa kalktım. Kızarmıştım.Onunla göz göze geldim. Bana saatler sürmüş gibi gelen upuzun bir bakışma başlamıştı. Bilemiyorum belki sadece 1 saniye sürmüştü. Tam ağzımı açıp "Özr.." derken suratımın ortasına tokadı yedim. "Terbiyesiz" diyerek arkasını döndü ve gitti. Bense resmen aşık olmuş, eteğin altında gördüğüm şeyi değil onun gözlerini aklımdan atamıyordum. Hemen kantinci abiye koşarak "Rahmi Abi bana çok acele iki meybuz verir misin" dedim. Meybuz'ları kaptığım gibi kendimi kızın yanında buldum. "Az önce sizi utandırdığım için özür dilerim" diye söze girdim. Ses çıkarmadı.. "Bunu sizin için aldım. Umarım beni affedersiniz" dedim. Bir anlığına döndü ve elimdeki Meybuz'u aldı. Hiç ses çıkarmadan kırılmış tarafından açarak yemeye başladı. "Bu arada ismim Onur" dedim. "Bir mahsuru yoksa sizin isminizi de öğrenebilir miyim küçük bayan?" Dönüp ters ters baktı bana. "Sevilay" dedi. Sempatik olacağım diye iyice sıçmıştım. Ama neyse ki Meybuz vişneliydi oradan puan kazanıyordum. "Tanıştığıma çok memnun oldum Sevilay" diyerek memnuniyetimi belirttim. Hala cevap vermiyordu. Öküz filan heralde diye düşünmeye başladım. Ama kalpti bu. Öküzü, koyunu, tırtılı dinlemiyordu; seviyordu işte. "Ben de" diye karşılık verdi bir süre sonra. Ama tam o konuştuğu sırada ben bir anda hızlanarak ileride çözülen bağcığımı bağlamak için eğilmiştim ki bağcığı bağlamayı bitirdiğimde aynı hizada olalım diye. "Efendim?" diyerek anlamadığımı belirttim. "Ben de" diye yineledi kız. O an sanki dünyalar benim olmuştu. İçimden havalanmak, deliler gibi koşmak, mutluluktan koşup koşup havada topuklarımı birbirine çarptırmak istiyordum. Tam o sırada okulun ziliyle saniyesi saniyesine ayarlanmış Casio saatimin alarmı ve okul zili aynı anda çalmaya başladı. Koşarak içeri giren birkaç arkadaşım geçerken sırtıma falan patlattılar ama karizmayı bozmamaya çalıştım. Güvenim yerindeydi çünkü. Hatta karşıdan geçen okulun belalısı çocuğa "Naabıyon Hüso" diye seslendim ama duymadı. "Sonra görüşürüz" diyerek kızın yanından ayrıldım ve seri adımlarla katıma doğru ilerledim. Nöbetçi öğretmene "İyi nöbetler örtmenim" dedikten sonra sırama geçtim ve başladım hayaller alemine dalmaya. Ertesi gün Sevilay'ı göremedim okulda. Ondan sonraki gün de. Ve ondan sonraki gün de. Öğrendim ki başka okula gitmiş ve gitmeden önceki son gününde tanışmışız rastlantısal bir şekilde. Klasik bale kursuna yazılıp balerinlik hayatına yelken açmış. Muhtemelen de dandik bir kariyeri olmuştu. Fakat hayatımın hiçbir döneminde bir daha onu göremedim. Ama kalbimden silip atamadım da. O günden sonra bir daha asla kokulu arı maya silgisi almadım... çok naif bir aşk hikayesi :( işte böyle hikayeleri duyduğum zaman çok hüzünleniyorum. incredibile 06 Mayıs 2008 17:19teşekkürler ilgin için. sen de birşeyler yazmaya başladın sanırım. en yakın zamanda okuyacağım aklımda ama zaman bulamadım. hepimizin başına böyle şeyler geliyor. insanın saflığını bozuyorlar böyle :p Mer De Noms 08 Mayıs 2008 12:22bu yazıya puanı basanlar:
|